Cinsel işlev bozuklugunun psikolojik nedenleri

Genellikle cinsel sorunların çok daha büyük bir kısmının deneyimsel faktörlerden kaynaklandığı kabul edilmektedir. Ne var ki, bu faktörlerin niteliğine ilişkin bir fikir birliği yoktur ve çeşitİi uzmanlar tarafından farklı, hatta çelişki içeren “spesifik” birçok psikolojik neden geliştirildiği için bu alanda bir hayli anlaşmazlık ve karışıklık yaşanmaktadır.

Psikanalitik kuram, cinsel bozukluklara kritik öneme sahip çocukluk dönemi deneyimlerinden kaynaklanan bilinçdışı çatışmanın neden olduğunu kabul eder. Diğer taraftan, psikopatolojiyle alakalı sistem görüşünü benimseyen uzmanlar, cinsel yetersizliğin köklerinin sevgililer arasında yaşanan patolojik etkileşimlerden çıktığını, çünkü bunların cinsel açıdan örseleyici bir ortam yarattığını ileri sürmektedir. Öğrenme kuramının ve davranışsal modellerin kabul ettiği bir başka görüş de cinsel davranışı takip eden olumsuz beklentilerden dolayı bazı şartlı reaksiyonların cinsel tepkiyi sekteye uğratmasıdır. Cinsel patolojinin etiyolojisi hakkındaki bariz bir şekilde çelişkili olan bu formülasyonların yanında, cinsel terapide giderek artan klinik deneyimler, cinsel fonksiyona engel teşkil eden bazı spesifik ve anında etkide bulunan engeller ortadan kaldırıldığında hastaların çarpıcı biçimde ve hızla gelişme kaydettiğini öne sürmektedir. Psikopatoloji ve tedavi alanındaki önemli kuramsal modeller tarafından ileri sürülen çeşitli nedenler çözüme kavuşturulmadan da bu tür sağaltımlar elde edilmektedir.

Bunları nasıl bir araya getirebiliriz? Psikanalizin, evlilik terapisinin ve davranışçı kuramın formülasyonlarını bir kenara bırakmak mı gereldr? Tamamen birincil öncüllere odaklanarak cinsel sorunlar tedavi edilebilir mi? Bu yaklaşım, çok sınırlı gibi göründüğü ve önem taşıyan birçok şeyi bırakmamıza neden olduğu için makul değildir.

Cinsel işlev bozukluklarının etiyolojisini hem dolaylı hem de dolaysız nedenlere dayandırarak kavramsallaştıran bir sentez, muhtemelen daha tatmin edici bir alternatif olur. Bu iki neden grubu farldı düzeylerde işlevlerde bulunur, birbirine aykırı değildir ve tam bir ikilik durumu içermez. Aslında birbirleriyle dinamik bir denge oluşturur. Geçmişte, klasik psikiyatri kendisini dolaylı nedenlerin anlaşılmasıyla ve çözülmesiyle bağdaştırırken, özünde dolaysız engelleri göz ardı etmiştir. Aksine, yeni terapötik yaklaşmalar ağırlıklı olarak cinsel işlev bozukluklarının birincil öncüllerini değiştirmeye çalışmaktadır ve genellikle daha dolaylı nedenleri dikkate almama eğilimi içindedir. Ama bize göre her ikisi de önemli görünmekte olup, iki düzeyde ortak bir müdahalede bulunmak çok çeşitli hastalarda eddli olmayı vaat eden daha rasyonel bir yaklaşımdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>