Cinsellikte psikolojik sorunlar

Tıp dünyasında, bir hastalığın farklı yorumlamalarla daha iyi anlaşılabileceğini ileri süren bir görüş hüküm sürer. Bu modele sadece davranışsal bilimler direnç göstermekledir. Muhtemelen bunun sebebi, çoğu psikiyatristin belli bir psikopatoloji kuramına ve tedavi tekniğine bağlı kalmasıdır. Alternatif hipotezlerin ya da farldı terapi yöntemlerinin ortaya çıkması bu tür klinisyenler için bir tehdit oluşturmaktadır. Ne var İd, duygusal olmayan bir bakış açısı benimsendiğinde, tıpkı elektron mikroskobunun ortaya çıkardığı buluşların bakteriyologların çalışmalarım geçersiz kılmadığı gibi, cinsel terapisder tarafından tanımlanan birincil öncüller ile psikanalisderin terapötik hedefi olan bilinçdışı intrapsişik etkiler arasında ciddi bir tezat olmadığı nedik kazanır. Bunlar birbirlerini tamamlar ve karşılıklı bir şekilde birbirlerini güçlendirir. Hepsi de önemlidir ve bütün düzeylerden elde edilen veriler ldinisyenin terapötik gücünü artırır.

Bu kitap, çoketmenli bir felsefeye dayanmaktadır. Bulgular, cinsel işlev bozukluklarının pek çok faktörden kaynaklanabildiğim ve birçok düzeyde müdahale yapılması gerekebildiğim ileri sürmektedir. Dikkatimizi daha önceden uzmanların göz ardı ettiği birincil kaygı nedenlerine ve cinselliğe karşı sergilenen savunmalara çeken Masters ve Johnson’a teşekkürü bir borç biliriz. Cinsel terapi elde ettiği gücün büyük bir bölümünü bu tür birincil engellerin ortadan kaldırılmasına borçludur. Yine de bizim görüşümüze göre bunlar psikanalitik ve diyadik modelleri geçersiz kılmaz. Bu modeller birincil engellerin arkasında yatan daha dolaylı ve daha derindeki nedenlere odaklanır.

Belki de birincil ve daha derinlerdeki nedenler arasındaki ilişki “seyircilik/kendini gözlemleme” olgusu göz önüne alınarak ömeklendirilebilir. Masters ve Johnson dikkatimizi cinsel işlev bozukluklarının bir hayli sık rastlanan bir nedenine çekmiştir -ki bu neden, kişinin kendi cinsel performansını sanki üçüncü bir kişi gibi eleştirel bir şekilde izlemesini içerir. Beldendiği üzere, bu tür peşin hükümlü “izleme”, başka bir deyişle “Boşalacak mıyım?”… “Olması gerektiği gibi şiddetli olur mu?”… Vs. gibi düşünceler, genellikle erektil ya da orgazmik başarısızlıklarla sonuçlanır. Cinsel terapistler, hastaların “kendin izleme” davranışına son vermesine yardımcı olmak için dolaysız davranışçı yöntemler geliştirmiştir ve bunlar, kişinin disfonksiyonunu tedavi etmede çoğunlukla başarılı olmaktadır.

Geleneksel inançlara göre, kendini cinsel duygulara kaptırma konusunda sergilenen bu tür obsesif savunmalar ve bunu takip eden işlev bozulduğu hep ciddi bir psikopatolojinin ürünüdür. Aksine cinsel terapi tecrübesi, bize bir adamın empotans geliştirmesine neden olan obsesif savunmaların geçmişte erekte olamadığı için yaşadığı basit bir başarısızlık korkusundan kaynaklanabildiğini öğretmiştir. Birçok vakada böyle hemen etkin hale gelen etiyolojik faktörlerin etkilerini değiştirmek için doğrudan müdahalede bulunmak başka bir tedaviye gerek kalmadan etkili olmaktadır -ki bu da cinsel terapinin ayırıcı özelliğidir. Ama başka birçok vakada bu tip performans kaygısının ve “izleme” davranışının kökeni daha derinlerde yer alan kişilik ve evlilik problemlerine dayanır. “Burada ve şimdi” engelleri özünde deneyimsel olan cinsel terapi tekniklerine teslim edilmeden önce, bu problemler kavramsal ve teorik olan dinamik model yöntemleri ile en azından kısmen çözüme kavuşturulmalıdır.

Cinsel sorunları tedavi etme işine soyunan bir klinisyen, “buzdağının görünen kısmını”, problemin anında etkisini gösteren “burada ve şimdi” etiyolojisini anlamalı ve ele almalıdır. Yine de bazı vakalarda, gemiyi tekrar harekete geçirmek için tek bir şeyin ortadan kaldırılması gerekse bile, sâdece buzdağının görünen kısmını anlamanın yeterli olmadığına inanıyorum. Birincil engellerin altında yatan daha dolaylı nedenlerin, daha derindeki yapının iç yüzünü anlamak da önemlidir.

Genellikle cinsel sorunların temelini oluşturduğu söylenen daha dolaylı etiyolojik faktörler, daha önceki ailesel deneyimlerden, evlilikteki uyumsuzluktan ve toplumumuzun cinselliği kısıtlayıcı tutumlarından kaynaklanan bilinçdışı intrapsişik çatışmalardır. Bunlar psikanalizin, sistem teorisinin ve öğrenme kuramının kavramsal çerçevesinden ortaya çıkmıştır. Bundan sonraki bölümlerde, cinsel fonksiyonun önündeki birincil engellerin yanı sıra yeni cinsel terapi ile özel bir bağlantısı olan bu üç modelden elde edilen nedensel görüşlere odaklanılacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>