Kan nakli

Büyük atardamarlarından biri kesilen bir kişi birkaç dakikada ölümün eşiğine gelebilir. İki yüzyıl önce doktodar, kaybedilen kanın yerine kuzu kanı vermeyi öneriyorlar, fakat bu işlem damarı kesilen kimsenin ölümünü çabuklaştırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Bu yüzyılın başında bile, iki insan arasında kan nakli tehlikeli sayılmaktaydı; çünkü henüz ne kan grupları biliniyordu, ne de kanı bozulmadan saklayabilmenin yolları bulunmuştu, insanlarda ayrı ayrı kan grupları bulunduğunun anlaşılmasından sonra kan nakli, bugün bütün hastanelerde uygulanan olağan bir işlem olmuştur.

Bir insandan bir başkasına kan nakli düşüncesine tarihin en eski çağlarından beri rastlanmıştır. Ancak kan dolaşımının anatomik niteliği iyice anlaşılıncaya kadar uygulamaya geçilememiştir. Kan dolaşımının ne olduğunu ilk olarak anlayıp, bu bilgiyi değerlendiren, İngiliz hekimi William Harvey’ dir. Yaptığı deneylerde, önce köpekten köpeğe, sonra da kuzudan insana kan nakletmiş, bu iş için gümüş borular kullanmıştır. Harvey’in XVII. yüzyıl ortalarına rastlayan bu çalışmalarından XVIII. yüzyılın sonuna kadar geçen sürede, insanlara kan nakli yapılmasına çalışılmış, çoğu zaman kuzu kanı kullanılmış, fakat kendisine kan verilen insanların hayatı kurtarılamamıştır. Bu başarısızlığın nedeni bugün açıkça bilinmektedir. Gerçekten de ayrı türlerin bireyleri arasında kan nakli olanaksızdır.

Bir buçuk yüzyıl içinde yapılan bütün deneyler ölümle sonuçlanınca İngiltere’de kan nakli yasaklanmış, Avrupa’nın birçok ülkesi de bu yasağı izlemiştir.
XIX.yüzyılda kan nakline yeniden ilgi duyulmuş, ancak bu kez insan kam kullanılmaya başlanmıştır. Bu yol, doğal olarak daha başarılı olmuştur. Ancak, bazı hastalar iyileştiği halde, kan nakli yine de genellikle ölümle sonuçlanan bir olay olma niteliğini sürdürmüştür. Bu arada eskisine oranla daha iyi şırıngalar, tüpler ve iğneler kullanılmaya başlanmıştır.

XX.yüzyılın başında kan naklini artık tehlikesiz kılacak bilgiler edinilmiştir. Bu alandaki ilk ve belki de en önemli bulgu, 1900’de Landsteiner’in insanlarda ayrı ayrı kan grupları bulunduğunu saptaması olmuştur. Böylelikle alıcı ile vericinin kanlarının aynı gruptan olması gerektiği anlaşılmıştır. Landsteiner, ABO; kan grupları sistemini bulmuş, bu buluştan, 1939’da daha gelişmiş kan grubu sistemleri saptanıncaya kadar yararlanılmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>