Orgazmda fizyolojik faktörler

Orgazm kapasitesi ile ilgili fizyolojik faktörlere dair elimizde çok az sayıda veri bulunmaktadır. Masters ve Johnson, klitoral büyüklükteki ya da konumundaki varyasyonların cinsel tepkiyi etkilediği iddiasını destekler nitelikte bir veri elde edememiştir. Bu bulgu Landis, Bolles ve D’Esopo (1940)’nun bahsettiği, cinsel uyumun, uriner delikle klitoris arasındaki uzaklıkla negatif yönden bir ilişkiye sahip olduğunu gösteren önceki çalışma bulgularıyla çelişmektedir.

Kegel (1953), vajinal cinsel tepki ve pubococcygeus kasının gücü ve niteliği arasında bir ilişki olduğunu öne sürmüştür. Bu kas, vajinanın alt üçüncü lateral duvarlarını birleştiren ek fiberlerle sfınkteri biçimlendirmek için vajinayı ve mesaneyi kuşatmaktadır. Kegel, kadınların yaklaşık üçte birinin zayıf ve atrofık pubococcygeus kasına sahip olduğunu, bunun da vajinal duyum yetersizliği ve zayıf cinsel tepkiyle ilişkili olduğunu ifade etmiştir. Bu kasların istemli kasılmalarla güçlendirildiği zaman vajinal duyumun yeniden kazanıldığım ve hastaların vajinal uyarımlarla daha az ilgilendiğini göstermiştir. Kegel’e göre birçok kadında bu kasın zayıf nitelikte olması, fılojenik açıdan kasın yaşlı olmasıyla izah edilebilir. Bu kasın güçlü olması, orgazma ulaşmada daha büvük bir kolaylığı beraberinde getirir. Kline-Graber ve Graber (1975)’e göre, eğer pubococcygeus kası iyi durumdaysa orgazmın oluşması daha muhtemeldir ve daha şiddetli yaşanacaktır.

Fíormonlar, kadının cinsel işlevselliğini sürdürmesinde karmaşık bir rol oynamaktadır ve gonadla ilgili hormonların yoğunlaşması ve orgazma ulaşma yeteneği arasındaki olası bir ilişki çeşitli açılardan araştırılmıştır. Yöntemlerden biri, diğer dönemlere karşı menstrüasyon sırasında cinsel aktivite sıklığı ve orgazmın dalia büyük olup olmadığım belirlemektir. Ovülasyondan bir ya da iki gün önce zirve yapan östrojen, döngünün ilk yarısında hâkim olan hormondur. Döngünün ikinci yarısında, hem östrojen hem progesteron salgılanır, fakat hâkim olan progesterondur. Menstrüasyon başlamadan önce, her iki hormonun seviyesinde hızlı bir düşüş vardır. Menstrüal döngü evresiyle cinsel istek arasında ilişkiyi araştıran çok sayıda araş-tırma bulunmaktadır. Menstrüasyondan önce ve sonra tipik olarak arzunun zirveye ulaştığı ve ovülasyon döneminde daha az sıklık ifade edilmekle birlikte sonuçlar kesin bir açıklıkta değildir. Udry ve Morris (1968), döngü evresinde orgazmın sıklığı ile ilgili veri sunmuştur: Döngünün ortasında, hem cinsel ilişki hem de orgazm sıklığında keskin bir yükseliş fark etmişlerdir. Cinsel aktivitenin zirve yaptığı noktalar düşük östrojen seviyesi (menstrüasyondan hemen önce) ile ilişkili olduğu kadar yüksek östrojen seviyesi (döngü-ortası) ile de ilişkili olduğu için, cinsel tepkiyi kolaylaştırmada östrojenin önemine dair bu veriden açık bir sonuç çıkarılamaz. Dahası, menopoza giren ya da yumurtalıkları alman kadınlarla yapılan libido çalışmaları, orgazma ulaşmak için cinsel istek ya da kapasiteyi sürdürmede, yüksek seviyede östrojenin gerekli olmadığım göstermiştir (Filler ve Drezner, 1944; Kinsey, Pomeroy, Martin ve Gebhard, 1953). Kadmda esas olarak böbreküstü bezlerinden salgılanan testosteron, orgazm için artan kapasiteyle pozitif ilişkisi olan tek hormondur. Medikal nedenlerle kadına yüksek miktarda testosteron verildiğinde klitoris genişler ve orgazma çok daha kolay ulaşılır. Asla cinsel arzu yaşamamış kadınlar, bu tedaviyi aldıklarında ilk kez şiddetli cinsel arzu yaşadıklarını ifade etmişlerdir (Wilson, 1940; Loeser, 1940; Salmon ve Geist, 1943; Greenblatt, Mortara ve Torpin, 1942).

Fisher (1973), dinlenme, stres ve erotik uyarım koşulları altında, kalp atışı ve vajinal ısının fizyolojik kayıtlarım almıştır. Bu göstergelerin kadının orgazmik kapasitesi ile ilişkisiz olduğunu bulmuştur. Sonuç olarak, orgazm kapasitesi ile ilişkili fizyolojik değişkenlere dair az sayıda pozitif çıkarsamalar bulunabilmiştir. “Klitorisin büyüklüğü ve/veya pozisyonundaki anatomik farklılıklar, orgazmik isteklilikle ilgilidir” varsayımı kanıtlanamamıştır. Ayrıca, uyarılma esnasında fizyolojik tepkideki farklılıklar, orgazm olasılığım öngörmemektedir. Dışarıdan testosteron yüklenmesinin orgazm olasılığını artırdığı gerçeğine rağmen, yüksek düzeyde iç kaynaklı testosteron seviyesine sahip kadınların, düşük seviyeye sahip olan kadınlara oranla daha sık orgazma ulaştıklarını gösteren veri bulunmamaktadır. En belirgin fizyolojik değişken pubococcygeus kasımn durumudur: ancak, orgazm potansiyeli için bu kasın durumuyla ilgili özenli çalışmalar yapılmamıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>